<_script /><_script />



My new Bling

CİĞERLERİMİZ YANIYOR

9/12/2007 · Kategori: cevre,ced,osb,kobi,kent,hava,su,toprak

ORMAN YASASI ANAYASA MAHKEMESİNE GİDİYOR

 

 

Mak. Müh. Mehmet ASLAN 
(Kent ve Çevre Komisyonu Üyesi)

 

MMO Aralık 2003 Bülten'de yayımlanmıştır

 

Ne yapmalı da ormanları kurtarmalıyız? Koruyucuları mı çoğaltmalı, eskisi gibi ormanlara asker mi koymalı? Yoksa ilgisiz ilgililere ormanların faydalarını, ormanlardan kereste, odun elde ettiğimizi, ormanların havayı temizlediğini, ormanların selleri önlediklerini, ormanların çayları, dereleri beslediklerini, kuraklığın kıtlığın önüne geçtiklerini, ormanların yamaçlardan, kumsallardan toprağın akıp gitmesine karşı koyduklarını ve daha onlarca şeyi nasıl anlatmalıyız. 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER'in veto ettiği Orman Yasası Mecliste ikinci kez görüşülerek aynen kabul edildi. Bunun üzerine yasayı onaylamak zorunda kalan Cumhurbaşkanı SEZER, yasanın kızılağaçlıklar ile aşılı kestaneliklerin orman alanından çıkarılmasını sağlayan 1. maddesi ile bu yerlerden yararlanmayı özel bir rejime bağlayan 13. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine iptal davası açacağını bildirdi. 



Ağaç, tabiatın, bitkinin, teknik ve sanat zekasının başarabildiği güzel ve olgun varlık, bakın insana ne çok benziyor. Şu gölgesi sütun gibi yükselen muhteşem ağaç bir sarı çamdır. Yanı başındakiler ve bu ormanlardaki on binlercesi de sarı çamdır. Fakat bakın hiçbirisi ötekisinin tıpkısı değil. Hepsinin her birinin ayrı bir kişiliği var insan gibi.

Ferahlatılan kesimlerde keyifli ve dinç bir gençlik ormanı fışkırmış. Hepsi birbirleriyle boy ölçüşme, güneşe uzanma yarışındalar sanki. Çünkü güdük kalan gölgede kalır. Gün görmeyen kurur gider.

Hele şimdi tam yaprak dökümü. Yapraklar renk renk olmuş koyu yeşille açık yeşil arasına yer yer dalga dalga küme küme al kırmızı, pas renkli turuncu, koyu ve açık sarı benler benekler, çizgiler, dikdörtgenler, üçgenler serpilmiş. Ormanın tepesine dikilen güneşin ışıkları yapraklara çarptıkça bin bir çeşit bin bir renkli pırıltılar çıkıyor. Sanki bir masal dünyası gibi. Ne güzel memleketimiz var! Bir yandan tabiatın dehasının yarattığı bu harikulade resme hayran olurken, bir yandan da bu renkler dünyasını yaratan ağaçların hünerine şaşıyorum. Hangi dahi sanatçı bu ağaçların kullandığı iki boyadan bu kadar engin bir renk varyasyonu çıkarabilir.

Bakın şu ormanın altına, şu üstüne oturduğumuz yumuşak yere! Kuru çam yaprakları, kırık dallar kuru yapraklar kadife gibi yosunlar ve taze çimenler arasından yeşil püskül gibi fışkıran çam fidecikleri... Kuru yapraklar arasından zar zor yürüyen, nereye gittikleri bilinmeyen karıncalardan ve şu kuru dalın altından pusu kurmuş bekleyen örümcekten başka bir şey görüyor musunuz? Ama durun, kuru ve çürük yaprak örtüsünü kaldıralım. Bakın koyu renkli, toprak gibi bir şey çıkıyor. Fakat bu toprak değil yapısı dokusu bileşimi bam-başka bir şey. İşte bu humustur. Humus kuruyan ağaçların, dökülen yaprakların kırılan dalların velhasıl orman artıklarının çürümesinden, çözülüp değişmesinden meydana gelir. Tabii humus içinde taşlardan kayalardan çözülen çakıllar kum, besin mineralleri bulunur. Orman kendi yarattığı humus üstünde barınır, humustan geçinir. Bakın humusun üstendeki çürük yaprakların altındaki salyangozlara. İşte kıvrak bir çıyan, hop diye yusyuvarlak olan tespih böceklerine çevik kıvrımlarla kaçmaya çabalayan kırkayağa, iri ufaklı sarılı yeşilli morlu uyuşuk böceklere. Bakın bakın nasıl kımıldanıyorlar, kaynaşı-yorlar, küçük tünellerine sokularak kaçışıyorlar. Durun, bu koyu renkli humusu biraz eşelim. İşte bakın daha aşağılarda daha derinlerde solucanlar böcek larvaları da var. Fakat hu-mus içinde humus renginde daha göremediğimiz neler var. Bu kara toprak gibi şeylerden bir avuç alsak da ince bir kalburdan elesek daha ne tonton yaratıklar göreceğiz. Gündüzleri yerin içinde, yaprak altlarında, yuva ve oyuklarında saklanan bu çıyanların böceklerin kurtların solucanların çoğu akşam olunca yer yüzüne çıkarlar gezinirler, avlanırlar, döğüşürler, çekişirler, sevişirler. Görüyorsunuz ya humus toprak değil, sanki hayvanat bahçesi, binlerce milyonlarca hayvanların yuvasıdır. Kat kat dehlizler galeriler tünellerle delik deşiktir. Bu kara kitle içinde yaşayan hayvanların hepsini orman hayat düzeninde bir işi vardır. Orman altına düşen her yaprağın çürüyen her kütüğün kırılan her dalın, kuruyan her ağacın, ormanda ölen kuşun sincabın geyiğin cenazesini mantarlarla iş birliği ederek bu küçük böcekler kaldırırlar; onları parçalar delik deşik ederler öğütürler orman toprağına karıştırırlar. Onların kadavralarının cansız ve çirkin artıklarının bileşiminde ormanın geçimine yarayan ne varsa hepsini humusa karıştırırlar. Böylece ormanın güzelliğine tazeliğine yakışmayan çürük çarık kuru ve ölü şeylerin tiksindirici çirkinliklerini ortadan kaldırarak onlar-dan yeni güzelliklerin, yeni tazeliklerin türemesini sağlarlar.

Orman toprağının sırrını bu kadarcık sanmayın. Hayır orman toprağında bir de gözle görülemeyen olduklarından yüz defa bin defa büyütüldükten sonra görülebilen en küçükler alemi vardır. Bunlar da su yosunları mantarlar ve bakterilerdir. Hele bu sonuncuları... 500 tanesini yan yana dizsek 500'ünün boyu ancak bir milimetre tutan bu bakterilerle mantarlar da orman ve artıklarıyla geçinirler. Fakat bunların işi hepsininkinden daha zorludur. Bütün canlılar için en önemli besin maddelerinden biri olan ve yerde bulunmayan azotu havadan alıp toprağa katan ve ham azotu durmadan değiştiren yeşil bitkilerin faydalanabileceği bileşime çeviren bu bakterilerdir. Bütün orman cemaati kurtlar kuşlar otlar ağaçlar dünyada canlı ne varsa hayatlarını onlara borçludurlar. Görüyorsunuz ya orman toprağı, ormanın bir parçası bir organıdır. Çünkü orman toprağını da kendini de kendi yaratan bir varlıktır. Orman topraktan tutun da toprağın içinde yaşayan sayısız hayvan ve bitkilerden toprağın üstündeki en yüksek ağaçların zirvelerine kadar yosunlarıyla mantarları otları çalı ve ağaçlarıyla ve bütün bu bitkiler üzerinde yaşamaya alışmış kurtları kuşlarıyla milyonlarca milyarlarca canlı varlığın hayat ve kader ortaklığı ettiği bir birliktir. En yüksek ve bileşik organizmadır, bir bütündür. Orman varlığı içine karışan her canlı her şey bu organizmanın bir organıdır.

Ormanda hayat, ormanın kendi yasasına göre düzenlidir. Ormana yapılan bilgisiz ve hoyrat müdahale ormanın hayat düzenini bozar. Orman kesilir, yakılır orman yeri sürülüp ekilirse orman toprağından içinde saklı ve toplu olan besinle bir iki yıl ürün alınabilir. Fakat topraktaki besin maddeleri yağmur sularıyla sellerle yıkanır akar gider. Eğri yamaçlar üstünde ince bir tabaka olan sağlıklı toprağı tutan ağaç kökleri de çürüyüp gittiğinden humusu seller alır, fırtınalar savurur. Bir kaç yıl sonra açma orman yerine yapılan tarla yozlaşır, kıraçlaşır, beti bereketi kalmaz. Ormanı açanın eli gene böğründe kalır, ya yeniden orman bozmak, yahut da göçebelik etmek zorunda kalır. Ve o güzel yeşil vadiler çöl olur, çöl!

Ne yapmalı da ormanları kurtarmalıyız?

Koruyucuları mı çoğaltmalı, eskisi gibi ormanlara asker mi koymalı? Yoksa ilgisiz ilgililere ormanların faydalarını, ormanlar-dan kereste, odun elde ettiğimizi, ormanların havayı temizlediği-ni, ormanların selleri önlediklerini, ormanların çayları, dereleri beslediklerini, kuraklığın kıtlığın önüne geçtiklerini, ormanların yamaçlardan, kumsallardan toprağın akıp gitmesine karşı koyduklarını ve daha onlarca şeyi nasıl anlatmalıyız.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »

Son Yazılarım

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım